Yadigar, Mardin Ömerli ÇATOM
Ben Yadigar . 1979 Mardin Ömerli doğumluyum. Evin 6. çocuğuyum. Okul okuyamadım. Bildiğimiz “kızlar okuyamaz” sebebinden dolayı. İlkokulu bitirdim, sonra şansımı deneyeyim dedim. Bizim mahallede bir ilköğretim okulu açıldı. Ben okula bir sene ara vermiştim. Aileme çok direttim. Okula gitmek istediğimi söyleyerek, ikna edip ortaokulu okudum. Evin en büyük kızı olduğum için evin bütün işlerini benim yapmam gerekiyordu. Akşam işimi yapıp sabah erken saatte okula gidiyordum. Yine mutluydum, çünkü okuluma gidebiliyordum. Çok iyiydim, arkadaşlarım gibi okuyordum. Ailemde okuyan benden büyük bir ağabeyim vardı, yüksek okul mezunuydu. O trafoda işe başladı. Yaklaşık bir yıl olmuştu, yeni evliydi, onu bir trafo patlamasında kaybettik. Diğer 4 ağabeyim serbest çalışıyordu, babam da serbest çalışıyordu ama o da şu an artık çalışmıyor. Bizim şu an oturduğumuz evimizi babam inşa etti. Babam ve anneme çok şey borçluyuz. Annemin, babamın çok çocuk sahibi olmasının bir hata olduğunu düşünüyorum. 11 kardeşiz. Onları ne okutabildiler ne de yaşama dair bir işe hazırlayabildiler. Ben ortaokuldan sonra tekrar lise için direttim. Okul müdürüm, öğretmenlerim benim okumam için çok uğraştılar, ailemle konuşmaya kadar geldiler ama babam ve bir ağabeyimi kimse ikna edemedi. Aradan seneler geçtikten sonra dışardan lise diploması aldım. Ben bu arada boş durmadım. İlk mahallemizde halk eğitim adı altında açılan dikiş nakış kursuna gittim ama ne güçlüklerle. Sonra başka bir mahallede açılan ÇATOM’a gittim, orada her şey vardı. Hayatımda ilk defa ÇATOM sayesinde ilimin dışına Şanlıurfa’ya, Harran’a gitmiştim. İnanılmaz güzeldi yani artık bazı şeyleri aşmıştım. En önemlisi kendimi aşmıştım, aileme kendimi ispatlamıştım. Benim ailem artık dışarıya bıraktıklarında hemen başına bir şey gelecek diye düşünmüyordu. Sonra biz dikiş nakış kursundan başka arayışlar içine girdik, farklı dallarda eğitimler istedik, bilgisayar istedik geldi, bilgisayar kursuna gittik. Dedim ya artık eskisi gibi düşünmüyorlar.
Bilgisayar kursundan sonra yine kuaförlük kursu istedik O da kuruldu ve ilk kuaför ve bilgisayar kursu mezunlarıydık. İşe yaramanın mutluluğunu yaşıyorduk Çünkü artık bir şeyler öğrenmiştik. Daha sonra voleybol takımı kurduk. Haftanın belirli günleri spor salonunda çalışıyorduk. Yani ne istediysek ÇATOM bize onu verdi. Ben bütün gittiğim kursları başarılı bir şekilde bitiriyordum. O da bana ayrı bir heyecan, hayatıma ayrı bir renk getiriyordu. Asıl önemli olan kuaför hocamın yanında işe başlamam, en güzel ve en heyecanlı bölümü ise artık para kazanıyor olmamdı. Bu beni çok farklı bir dünyayla tanıştırmıştı. Bu şekilde 4,5 yıl geçmişti. Bir gün ÇATOM’da farklı bir kurs açıldı. Gaziantep’te güzellik uzmanı kursu... Buna sadece 4 kişi katılabiliyordu, onlar seçilmişti, ben aralarında yoktum. Bütün isteğimi gösterip aralarına katıldım.Gaziantep’e 6 ay süreyle haftanın 2 günü gidip geldik ve 6 ay sonunda güzellik uzmanı oldum. Bu daha büyük bir mutluluktu. Artık hem kuaför hem de güzellik uzmanıydım. Yaşama dair daha güzel hedeflerim vardı. Okusaydım olmak istediğim meslek öğretmenlik duygusunu tatmıştım. Ömerli ÇATOM’da 2 yıldır kuaför öğretmenliğini yapıyorum. Bu duyguların tarifi o kadar büyük ki, bunu cümlelere sığdırmak neredeyse benim için imkansız.
Ben buradan bu yazıyı okuyan herkese sesleniyorum. İnsan istedikten sonra yapamayacağı hiç bir şey yok. Engel diye hiçbir şey engel değildir, yeter ki isteyelim.
Hacire, Batman ÇATOM Katılımcısı
Hacire Batman'da yaşarken kayınvalidesi tarafından bir haftalığına köye davet edilmişti. Köye geldikten sonra eşinin ailesi tarafından zorla köyde tutulduğu gibi şiddete de maruz kalıyordu. Öyle ki hamileliği sırasında dayak sonucu iki defa düşük yaptı. Bir defasında öyle çok şiddet uygulanmıştı ki Batman’a hastaneye getirmek zorunda kaldılar. Hastanede komada bir süre yattıktan sonra kendi ailesine sığındı ve kabus dolu köye dönmedi. ÇATOM katılımcısı Hacire, kız kardeşi vasıtasıyla Ocak 2002 yılı içinde ÇATOM’a geldi. Geldiğinde perişan bir haldeydi. Çektiği sıkıntılardan dolayı yaşamak istemediğini söylüyordu. İçine kapanıktı ve okur-yazar değildi. Önce programlara katılması için ikna edilerek okuma-yazma ve biçki-dikiş kursuna katılması sağlandı. Bu arada eşinden boşanabilmesi konusunda bir avukatla görüşerek destek almasına yardımcı olundu. Hacire mücadele etmeye karar verdi. Önce okuma yazmayı öğrendi. Daha sonra 2. kademe okuma-yazma kursunu bitirip açık öğretime kaydını yaptırdı. Bu arada sağlık eğitimi alarak sağlık gönüllüsü olarak çalıştı. Ardından biçki-dikiş kursunu da tamamladı. Şu anda Hacire kurstan iki arkadaşıyla beraber bir dikimevi açtı ve para kazanmaya başladı. Hacire yepyeni bir kişilik kazandı ve özgüveni arttı. İşyeri açmakla ekonomik özgürlüğüne kavuştu ve yaşama sımsıkı bağlandı.
ŞANLIURFA'DA KENDİ İŞİNİ KURAN BİR GENÇ KIZIN ÖYKÜSÜ - Y.B, 26 yaşında, Şanlıurfa Yakubiye Mahallesi eski ÇATOM katılımcısı ve eğiticisi
(Bu öykü ÇATOM katılımcısı ve daha sonra ÇATOM eğiticisi olan ve ÇATOM'dan ayrıldıktan sonra Şanlıurfa'da kendi işini kuran Y.Bi ile 19 Ekim 2003 tarihinde yapılan röportaj sırasında alınan notlara dayalı olarak yazılmıştır. Öyküde bir girişimcinin taşıması gereken özelliklere ilişkin önemli ipuçları olduğundan kısaltma yapılmadan aktarılmıştır. Yasemin Bilici bu röportajdan bir ay kadar sonra kendi adına bir dükkan kiralayarak işyerini çarşı içine taşımıştır. - Bununla ilgili basında çıkan haber)
Ben eskiden ÇATOM katılımcısıydım. İşyeri açma konusunda hayalim bile yoktu. ÇATOM’da bir eğitici tarafından keçeden heybeler yaptırılmaktaydı. Eğitici haftada iki gün keçe işleme üzerine eğitim veriyordu. Eğitici ile ÇATOM'da birkaç ay çalıştım. Bana ÇATOM’da el sanatları eğiticisi olmam teklif edildi. ÇATOM’da eğitici olarak 1999 yılında göreve başladım. Eğitici bir süre sonra ayrıldı. Keçeden nihale ve heybe yapıyorduk. Ancak bu yeterli değildi. Küçük terlikler ve nazarlıklar da yapmaya başladık. Katılımcı sayısı 400’e ulaşmıştı. Katılımcılar para kazanmaya başlamışlardı. Katılımcılara her gün "Keçeden başka ne yapabilirsiniz? Düşünün" diye soruyordum. Onların yapmış oldukları işleri hor görmüyordum. "Daha gelişmiş hale getirerek insanların gözüne nasıl getirebilirim?" diye her gün kendi kendime soruyordum. ÇATOM'da keçe üzerine el işlerini ÇATOM katılımcılarına göstermekte ve onları eğitmekteydim. Bir gün Amerika’dan bir grup geldi. Yıldız Hanım, Deniz Hanım ve Mehmet Bey bizi ziyarete geldiler. "ÇATOM’da genç kızlarla, kadınlarla ne yapabiliriz?" diye sordular. "İstediğiniz şeyleri gönderin. Biz yaparız" diyerek onları yanıtladım. "Beğenirlerse devamını getiririm. Beğenmezlerse vazgeçeriz" diye düşündüm. Yıldız Hanım ÇATOM'a keçe parasını verdi. İşlenen motifler alındı ve örnek olarak Amerika'ya götürüldü.
Fatma Meral Horne Hanım’la birlikte Mardin’e gittik. Arabanın arkası dolu doluydu. Fatma Hanım bize Mardin’de eğitim verecekti. Fatma Hanımın elinde noel çorapları vardı. Bize "Bunu yapabilir misiniz?" diye sordu. İş deyince üzerimde gelinliğim olsa dururum. Bu nedenle "İş mi bu? Biz bunun alasını yaparız." diye yanıt verdim. Biz Fatma Hanıma bir hafta içinde birkaç tane örnek hazırlamıştık. Mahalle ve yoksul insanlar adına ben burada varım. Fatma Hanım bize eğitim verdi. Eğitimden önce biz kırmızı ve yeşil noel çorapları üzerinde çalışıyorduk. Sipariş üzerine çalışıyor, eğitimini alıyorduk. Akşam 9’a kadar kalırdık orda. 2001 yılı Ağustos ayında siparişi gönderdik. 600 büyük, 1200 küçük noel çorabı siparişi göndermiştik. Toplam 150 kişi yararlanmıştı. 12 000 Dolar tutarında siparişi yerine getirmiştik. Yerimizi büyüttük. ÇATOM’un alt katındaki atölyeye taşındık. Ben hemen her gün radyo ve televizyon programlarına katılmaktaydım. Ankara’dan aranıyordum. Canlı yayına konuk oluyordum. CNN, Star, ATV, Show TV, TRT geliyordu.
Eve para girmesi gerekiyor. Eğitim, sağlık sorunu her şey maddiyattan geçiyor. Katılımcıların hiçbirinde hiçbir şey (para) yok.
Ben lise mezunuyum. Açık Öğretimde Sosyal Bilimler okuyarak üniversite eğitimime devam ediyorum. ÇATOM’dan Ocak 2003’de ayrıldım. O zaman üretkenliğimi bırakmıştım. Ocak ve Şubat ayları işsiz olarak geçti. Elimde bir tek son aldığım maaşım vardı. Bu parayla geçimi mi sağlayacaktım, yoksa iş mi kuracaktım? Kredi alarak iş kurmayı düşündüm. Ama bu riske giremedik. "Krediyi geri ödeyebilir miyim?" diye çok düşündüm. Gece uykularım kaçıyordu. "Keşke gece olmasa" diye düşünüyordum. Çünkü gündüz daha iyi düşünüyordum. Her gün bu çarşıya geliyor burada dolaşıyordum. Benim savaşım kadınların kazanması içindi. Kendi kendime "Yasemin bu eğitimleri boşuna mı aldın?" diye düşünürdüm. Anatolian Artisans Vakfı tarafından verilen GİRİŞİMCİLİK EĞİTİMİ'ne katılmıştım. Kendi kendime eğitimde yer alan tiplemelerden "Akıllı Aynur mu olsam, Tasarrufçu Tayyibe mi olsam?"derdim. Sokak tezgahı açmayı düşünüyordum. Şimdi bulunduğum dükkanın sahibi Tevfik abi aklıma geldi. Kendisi devlet dairesinde çalıştığı için dükkanı ancak hafta sonları açıyordu. Bir de okul dışı saatlerde oğlu açıyordu. Ama bu dükkan çoğunlukla kapalıydı. Ona bir gün "Beraber çalışırsak ne dersiniz?" diye sordum. O da "Olur, yarın sabah 9’da gel." dedi. Anahtarı elime verdi. Biz şimdi beraber çalışıyoruz. Bana "Dükkan benim değil sizin, istersen kadınları topla, burada çalış, istersen eve iş ver." dedi. Dükkan bizim ama iş yapacak hammadde yoktu. Elimde 3-4 parça iş vardı. Ama ben bununla iş yapamazdım. Kız kardeşim bir markette 100 Milyon TL aylıkla çalışıyor, onun parası evin geçimine gidiyordu. Evde kız kardeşim ve annem dışında 15 yıl önce felç geçirmiş yatalak durumdaki babam ile büyükannem ve büyükbabam var. Kendi kendime "Başka herkesi boş ver. Sen KENDİ GÜVEN KREDİ’ni kullan" dedim. Boncukçuya gittim. Boncukçu "Hoca dükkan senin, hiç vermesen bacım helal olsun." dedi. Keçeci " Sana istediğin kadar keçe helal olsun." dedi. Boyacı da aynı şekilde. Ben şok oldum. Kadınların yanına gittim. "Alın size malzeme. İşe girişiyoruz. Paranızı ödeyemezsem..." dedim. Kadınlar da "helal olsun" dedi. Hammadde borç. Süre isteyen yok. Hammadde, malzeme, el emeği dahil 5 Milyar TL’lik işe girdim. Bu işin yarı giderini el emeği oluşturuyor. Ben şu anda 400 katılımcının 90’ı ile çalışıyorum. Onları gruplara ayırdım. Kanaviçe işleyenler, çevre yapanlar, boncuk dikenler, keçe kesenler, boya yapanlar,keçe üzerine aplike çalışanlar vb. Ben bu işi kadınlara verdiğim zaman önce onlarla konuşuyorum. Çocuklarını okutmaları şartıyla onlara iş veriyorum. Bana çocuklarını özellikle kız çocuklarını okutacaklarına dair söz veriyorlar. Okutma şartını yerine getirmeyenlere "size iş yok" diyorum. Onların çocukları için kişilerden kırtasiye, giyecek yardımı alıyorum. Bu yardımlar bana koli ile geliyor. Ben bazı kişilerden onlar için eğitim bursu alıyorum. Şu anda çalıştığım 90 ailenin 20 kız çocuğuna burs buldum. İlkokulda okuyanlar için 20-25 Milyon TL, ortaokul ve lise için 50-100 milyon TL, üniversite için 120-150 milyon TL arasında kişi başına burs veriliyor. Bursu verenler kişiler ve şirket sahipleri. Giysi yardımını daha çok benim çalıştığım kadınların çevresindeki çalışma gücü olmayan aileleri tespit ederek veriyoruz. Para yardımı yapmıyoruz. Yardım yapmaya çalıştığımız insanlar köyde bile geçim yapamayıp kentin en ücra yerinde yaşayan insanlar. Parayı kazanıyoruz. Paramızı tekrar hammaddeye dönüştürüyoruz. Meral Horne ile işi gerçekten iş olarak çalışmayı öğrendim. Bir işi yaptığım zaman hiçbir kusur olmaması gerektiğini öğrendim. Eskiden kendi bilgime göre tasarlardım. Katılımcıya kendi dediğim gibi yapmasını söylerdim. Katılımcıyı kendi keyfine bırakmazdım. Meral Hanım'dan bunun doğru olmadığını öğrendim. Kaliteyi öğrendim. Eskiden keçeyi kazanda boyama riskine girmezdik. Küçük kaplarda boya yapardık. Keçenin nasıl boyandığını öğrendim. Şimdi biz kendimiz boyuyoruz. Keçeyi en az 40-50 m. alıyoruz. Yakubiye Mahallesi'ne götürüp oradaki kadınlarla birlikte boyuyoruz. GİRİŞİMCİLİK EĞİTİMİ’nden kendi başıma iş yapabilmeyi, boş oturmamayı öğrendim. Benim başarımda Yıldız Hanımın vermiş olduğu eğitimin çok çok büyük katkısı olduğuna inanıyorum. Bu dükkanda çarşı esnafı bana son derece saygı gösterdiler. Hepsi "Hocam bir şeye ihtiyacın var mı?" diye soruyorlar. Aslında çarşı esnafı bu duruma alışkın değil. Ben Urfa’da bir ilkim. Bizden sonra çarşı esnafından bir kişi de karısını ve kızını kendine yardım için getirmeye başladı. Ben 22 Mart 2003 tarihinde işe başladım. Dükkan sahibi ile birlikte fuarlara katılıyoruz. İl dışındaki, yurt dışındaki fuarlara dükkan sahibi gidiyor. Giderken benim ürünlerimi de götürüyor. Kaça sattıysa o parayı getirip bana veriyor. Ben de ilde düzenlenen fuarlara katılıyorum. Ben de onun ürünlerini götürüyorum. Onun ürünlerini sattığımda parayı dükkan sahibine veriyorum. Kendi ürünlerimi satıştan kazandığım para benim oluyor. Ben annemle birlikte bu dükkanda çalışıyorum. Şimdi kız kardeşim de çalıştığı işten ayrıldı, bize katıldı.
Bu dükkan çok ilgi çekiyor. Satılan ürünler Urfa’ya özgü olduğu için ve dükkanda kadınlar çalıştığı için yerli ve yabancı turistin ilgisini çekiyor. Çünkü Urfa’da bizden başka dükkan sahibi kadın yok. Ben bu işte "ÖZÜ ÖZLE ÖZLEŞTİRMEK İSTEDİM" Keçeyi Urfa’dan alıyorum. Kayseri’den Balıkesir’den almak istemedim. Bu işte en çok ÜRETKEN KADIN OLABİLMEK hoşuma gidiyor. Daha çok insan tarafından takdir edilmek hoşuma gidiyor. Keşke bizim kadınımız da böyle bir şey yapsa. Urfa’da örnek model oluşturmak hoşuma gidiyor. İş yaşamı bana daha fazla diyaloga girmeyi öğretti. Burada kadın, erkek, turist, herkesle beraberim. ÇATOM’da kadınlarla tanıştım. ÇATOM’la geliştim. Bu dükkanda daha geniş oldum. Hoşgörülü olmayı öğrendim. Sabırsızdım. Sabır ve hoşgörüyü öğrendim. En çok yaşadığım sorun keçeyi taşımada zorluk yaşıyorum. Keçeyi kendim taşıyorum. "Keşke bir arabamız olsaydı" diyorum. Keçeyi taksiyle taşımıyorum. "Taksiye 5 milyon vereceğime o parayı bir kız/kadına veririm. İş yaptırırım" diyorum. Benimle birlikte çalışan sipariş verdiğim hanımlar işçiyse ben de işçiyim. Onlar işverense ben de işverenim. Zaten bu şekilde beraber iş yapabiliriz. Onları ben horlasam onlarla birlikte kesinlikle iş yapamayız. Ben onlara "İki saatte bu sipariş hazır olmalı" dediğimde benim sözümü ikiletmezler. Bir işte başarının sırrı SABIR ve GÜVEN. Yapacağın işe ve iş yaptırdığın kişilere. Bir de insanlarla çalıştığın için çok geniş olmak lazım.
Beş yıl sonrası için çok güzel siparişler alacağımı düşünüyorum. Daha güzel hayallerle yaşıyorum. Aydınlık ve güzel günler görmeyi düşlerim. Sabancı gibi holding kurup KEÇE HOLDİNG olup binlerce hanım, binlerce genç kızla beraber çalışacağız.
Kendi İşini Kuran Kadınlar
ÇATOM’ların ve ÇATOM katılımcılarının yüzlerce öyküsü arasından seçilen bu örnek başarı öyküsü Batman ÇATOM’da gerçekleşmiştir. 2001-2002 yılları arasında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile işbirliği içinde Çok Amaçlı Toplum Merkezlerinin saha sorumlularına "Kendi İşini Kendin Kur" (KİK) eğitimi ve eğitici eğitimi verilmiştir. Batman ÇATOM saha sorumlusu yeni bilgilerini hemen değerlendirmiş ve kendi işini kurmayı düşünen ÇATOM katılımcıları için bir eğitim programı düzenlemiştir. Batman ÇATOM’da düzenlenen "Kendi İşini Kendin Kur" eğitimi sonrasında üç katılımcı saha sorumlusuyla beraber başlatmayı düşündükleri işler konusunda fizibilite çalışmalarında bulunmuştur. Aşağıda isimleri yazılan bu katılımcılar ÇATOM’da okuma-yazma, sağlık eğitimi, ilkyardım ve biçki-dikiş ve nakış kurslarına katılarak kendilerini yetiştirmiş ve özgüven duygularını artırmış bireylerdir.
- N.Ö: 1963 doğumlu. Beş çocuk annesi ve dul. Türkçe konuşmayı ve okuma- yazmayı ÇATOM'da öğrendi.
- H.S: 1970 doğumlu. Bekar. İlkokul mezunu.
- Ş.Ü: 1981 doğumlu. Bekar. İlkokul mezunu.
Fizibilite çalışmaları sonrasında dikim ve ev tekstili sektöründe iş kurmaya karar veren 21-28 yaşları arasındaki 3 genç kadın Türkiye Kalkınma Vakfı Girişimi Destek Fonu’ndan 3 Milyar 800 Milyon TL kredi alarak işlerini başlatmışlardır. Valilik tarafından da boya, ütü, ütü masası, altı sandalye, iki sehpa ve kesim masası girişimi desteklemek amacıyla karşılıksız olarak verilmiştir. Geçmişte ailelerinde kimsenin çalışamaması nedeniyle maddi sıkıntılar yaşayan bu üç katılımcı, şu anda açtıkları dikim evi sayesinde, sipariş alma yoluyla kendi geçimlerini sağlamanın yanı sıra çevredeki diğer genç kızlara örnek oluşturmuşlardır.
|